< Tarih - Günlük Yaşam - Blogcu





UNESCO'DAN HİKAYE YARIŞMASI



UNESCO'dan hikaye yarışması

18 Ağustos 2008 Pazartesi 15:00

UNESCO, 2008 Kaşgarlı Mahmut yılı programı kapsamında hikaye yarışması düzenledi.
UNESCO, 2008 Kaşgarlı Mahmut yılı programı kapsamında hikaye yarışması düzenledi.

Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (TÜRKSOY) Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Fırat Purtaş yaptığı yazılı açıklamada, UNESCO 2008 Kaşgarlı Mahmut Yılı dolayısıyla hikaye yarışması düzenlediklerini kaydetti. Purtaş, Avrasya Yazarlar Birliği öncülüğünde UNESCO, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve TÜRKSOY işbirliğinde düzenlenen yarışmanın Türkçe konuşan bütün ülkelerde eş zamanlı olarak yürütüleceğini belirtti.

Purtaş, yarışmanın 30 Ekimde sona ereceğini kaydetti.




ÇANAKKALE ZAFERİ


 
Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı'nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul'a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.
 
1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havantopu ile dövdüler.
 
Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar.
 
24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü.
 
19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz'a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı.
 
İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donanmayla Boğaz'a saldıracağını, yakında İstanbul'da olacağını Londra'ya bildirdi.
 
Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz'a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz'daki mayın sayısı on bir hat olarak 400'ü aşmıştı.
 
18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı'na girdi. Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu.
 
İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu.
 
İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz'ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra, tüm gemiler, Dardanos'a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor:
 
«İnsan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler, toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler, çevrelerinde fışkıran sayısız su sütunları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar, bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor, ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.»
 
Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren'e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor.
 
«Saat 13.45'de Suffren'in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patlamayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.»
 
Türk tabyaları, Boğaz'ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı'nın geçilemeyeceğini öğrendiler.
 
İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlıyordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir'den, Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders'in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi.
 
Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen'de Conkbayır'da, savaştı. Cephanesi biten askerlere:
 
— Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ;
— «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı.
 
Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar'dır. 19 - 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8 - 9 Ocak'ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti.
 
Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir.
 
Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın kaynağı oldu.
 
Bağımsızlığımızı savunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır. Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir.

 

 


 

Selçuk-Efes

 

 

GEZİYORUM
Hem tarih hazinesi, hem de doğa cenneti Selçuk;

Yolculuğumuz Ege'nin kültür ve sanat merkezlerinden biri olan Selçuk'a. Ülkemize gelen turistlerin büyük bir bölümünün görmeden geçmedikleri, gerçek bir tarih hazinesi Selçuk. Efes Antik Kenti, Efes Müzesi, Saint Jean Kilisesi, Artemis Tapınağı, İsabey Camii, Selçuk Kalesi, Meryem Ana ve Yedi Uyurlar gibi tarihi güzellikler, İzmir'in bu şirin ilçesini dört mevsim ziyaret edilebilecek bir turistik merkez konumuna getiriyor.

Selçuk gezimize, Efes Antik Kenti'nden başlıyoruz. Bir zamanlar liman kenti olan, ancak Menderes nehrinin taşıdığı alüvyonlarla denizden uzaklaşan ve Selçuk-Kuşadası yolunun başında bulunan Efes'e anayoldan bir kilometre içeri girerek ulaşılıyor. Kentin bir başka giriş kapısı ise Meryem Ana'ya çıkan yol üzerinde bulunuyor. Efes Antik Kenti'nde geziye kapalı olan liman caddesi dışında, kentik büyük bir bölümü gezilebiliyor.

Kuruluşunda bir Yunan şehri olan Efes, daha sonra Lidya, Pers gibi kavimlerin istilalarına uğrayarak uzun süre Roma kenti olmuş ve dönemini Bizans şehri olarak kapatmış. Bugün görülen eserler arasında Roma dönemine ait olanlar oldukça fazla. Gezginlerin en çok ilgi gösterdikleri eserlerin başında; Efes valilerinden Tiberius Jullus Celcius'un anısına oğlu tarafından anıt mezar olarak yaptırılan Celcius Kütüphanesi geliyor. Günümüzde bir çok konser, gösteri ve sanatsal faaliyetlere sahne olan büyük tiyatro, Yunanlılar döneminde (M.Ö 5. yy) yapılıp, dekorasyonu Roma döneminde tamamlanmış. Tiyatro mükemmel akustik ses düzenine sahip ve 24 bin kişi kapasiteli. Hadrianus Tapınağı, Trajen Çeşmesi, Sütunlu Cadde, Yamaç Evler, Domition Tapınağı, Anıtsal Çeşme, Memmius Anıtı, 1400 kişilik Odeon (küçük tiyatro) ve Varius Hamamı ise görülmesi gereken diğer kalıntılar.

Turistlerin büyük ilgi gösterdiği ve fotoğraflarını çekmeye doyamadıkları Efes'in Selçuk kapısı, son yıllarda sayıları ile dükkanlardan oluşan bir çarşı görünümünde. İlgi gören gezi yerlerinden biri de, Saint Jean Kilisesi. Kilise kalıntıları, sütunlar, kemerli kapılar, taban mozaiklerinin çokça görüldüğü ören yerinin eteğinde, leyleklerin yuva yaptığı Artemis Tapınağı ise bir başka gezi alanı.


Selçuk'a gelirken yol üzerinde dikkati çeken bir kale daha var: Stratejik öneme sahip Keçi Kalesi. Kalenin dilden dile dolaşan bir de öyküsü var...
Dimdik bir yamacın tepesinde bulunan ve konumu nedeniyle bir türlü zaptedilemeyen, gözcülerin beklediği bu kaleyi kuşatmak isteyenler; bir plan yapar ve boynuzlarına şamdanlı fenerler bağlı yüzlerce keçiyi dağ eteklerinde kaleye doğru sürerler. Kaledeki gözcü ve askerler, gece karanlığında keçileri kendilerine yaklaşan yüzlerce kişilik bir ordu zannedip arka kapıdan kaçınca, kale zaptedilir. Keçilerin katkısıyla alınan bu kaleye de "Keçi Kalesi" adı verilir.

Selçuk ve çevresinde Meryem Ana, Yedi Uyurlar, Belevi Harabeleri, Türkite genelinde çalışmış 6 ülkenin lokomotiflerinin sergilendiği, Buharlı Tren Müzesi gibi gezilecek daha birçok yer var. Ama Selçuk en çok, her yıl düzenlenen "Deve Güreşleri Festivali" ile anılıyor. Her yıl Ocak ayının ilk Pazar günü yapılan festival için Ege ve Akdeniz'in değişik yörelerinden getirilen develer, özenle süslenerek güreş öncesi Selçuk caddelerinde dolaştırılıyor. O gece hemen hemen her restoranda dansözler oynatılıyor, sokaklarda davul-zurna çalınıyor, halaylar çekilerek sabaha kadar eğleniliyor. Gecenin sonunda bu kez de tarihi Efes Stadı'nın saha kenarında önceden yer kapanlar; eğlenceye mangallarda çöp şiş ve sucuk pişirerek, piknik yaparak devam ediyorlar. Tribünleri dolduran binlerce seyircinin gözleri önünde anonslarla piste çağırılan develer, güreşe başlıyor ve güreş ancak birinin yaralanması veya kaçması halinde son buluyor. Gün batımına kadar süren ve yerli yabancı turistlerin görüntüledikleri bu güreşler, yörede haftalarca sürüyor.

Eğer Selçuk geziniz deve güreşi zamanına rastlamıyorsa, çeşitli halı ve kilimlerin satıldığı, sokak, cafe ve restoranlarının sıralandığı renkli çarşıda dolaşabilir, 1860 yılında İngilizler tarafından inşa edilen Selçuk Tren İstasyon'undaki çay bahçesinde çayınızı yudumlayabilir, cumartesi günleri kurulan semt pazarından yöresel yiyecekler alıp alışveriş yapabilirsiniz. Selçuk'un kurutulmuş incirininde yakınlarıza hoş bir armağan olacağını unutmayın.

Kaynak:Sihirlitur.com


    
 
 


Google
http://www.site

>