< Günlük Yaşam - Blogcu - Sayfa 3





Taş taş üstünde... Bafa Gölü

 

 

Bazen burnumuzun dibindeki güzellikleri yıllarca farkedemeyiz. Tıpkı Söke-Milas karayolu üzerindeki Bafa Gölü gibi... Bu yoldan Bodrum'a giderken her defasında gölün yanından geçer, ama çevresini hiç merak etmeyiz. Tarihle doğanın buluşma noktasını bu kez es geçmeyin.

Bafa Gölü, Milas İlçesi'nin sınırları içerisinde, Söke Ovası'nde yer alıyor. Bu bölgenin arkeolojik değerler açısından Türkiye'nin en zengin yerlerinden biri olduğunu söylersek, gölün kıymetini kısadan özetlemiş oluruz. Söke Ovası, 2000 yıl önce denizmiş; büyük bir körfez varmış burada. Büyük Menderes Irmağı'nın getirdiği alüvyonlar körfezi doldurunca, ova haline gelmiş. Bugünkü Bafa Gölü, denizden bir parça olarak arada kalmış. Coğrafya dersi gibi gelmiş olabilir, ama buranın coğrafyası üstüne konuşulmaya değer.


Gölün üzerinde üç küçük ada var. Buralarda manastırlar, kiliseler kurulmuş çok eskiden. En eskisi "Yediler Manastırı". Tarihi kalıntıların yanısıra, balıkçıl kuşları, pelikanlar, karabataklar ve ördekler de hemen dikkatinizi çekiyor. Etrafı zeytin ağaçlarıyla çevrili gölün doğal zenginliklerini tamamlıyor kuşlar. Sahilde birçok tekne gezi için yolcularını bekliyor. Dolmuş usulü çalışan teknelerle ada turu yapmak mümkün. Bu keyifli tur sırasında yüzme molası da veriliyor. Ama en keyifli anlar, güneş battıktan sonra gökyüzüne vuran kızıllığın gölün rengini değiştirmesi seyrettiğiniz saatler.

 

Tarihi zenginlikler
Göl turu, adalardan sonra antik Heraklia kentine dek uzanıyor. Beşparmak Dağları'nın güney eteklerinde, gölün kıyısına kurulu kente Bafa Beldesi'nden dönüp, 9 kilometrelik toprak yolla da ulaşabilirsiniz. Bu yolculuk bir hayli keyifli, çünkü çevredeki kayaların ilginç şekilleri hayal gücünüzü zorluyor yol boyunca. Her kayada başka bir şekil arıyor ve buluyor gözleriniz... Yol önce Kapıkırı Köyü'ne ulaştırıyor sizi. Köye girmeden, sahile inen bir yol ayrılıyor. Karşınızda Heraklia, antik yapılarıyla bir taeih hazinesi!


Heraklia'nın tarihi M.Ö. 7. yüzyıla uzanıyor. Hellenistik ve Roma dönemlerinde parlayan kent, deniz ticaretiyle zenginleşmiş. Bizans döneminde ise psikoposluk merkezi olmuş.
Kayalık ve engebelik bir arazi üzerine kurulan kent, 6.5 metre yüksekliğinde surlarla ve 65 kuleyle çevrilmiş. Mükemmel denecek kadar düzgün olan taş işçiliği bugün bile farkediliyor.
Kentin içindeki Athena Tapınağı, günümüze kadar gelebilmiş şanslı yapılardan. İki katlı olarak inşa edilen Agora'dan ise geriye tek kat kalmış. Yinede dükkan ve hanların yerlerini görebiliyorsunuz. Agora'nın doğusundaki "U" planlı yapı, M.Ö. 2. yüzyılda inşa edilen Şehir Meclis Binası. Sonra sırasıyla tiyatro, Endymion Kutsal Alanı ve Haham Manastırı'nı gezebilirsiniz.


Geçerken uğramak yerine bütün tatilinizi de göl kenarında geçirebilirsiniz. Sıkıldığınızda günübirlik çevre gezileri yapmak da mümkün. Milas'ta Gümüşkesen Mezar Anıtı'nı, içme suyuyla da tanınan Labranda antik kentini, Didim, Milet ve Lasos'u mutlaka görün.
Sadece Milas' gezmek bile bir gününüzü alır. Sokaklar, evler, hanlar tarihi dokusuyla çarpıcı güzellikler sağlıyor. Ünlü Milas halıları da görülmeye değer.

Ders Kitapları CD'de Olacak

 

                                   
           
 
 
 

  
    
 
 Milli Eğitim Bakanlığı, ilk ve orta dereceli okullarda okutulan ders kitaplarının tamamını internet ve CD ortamına aktarıyor.


İrfan Erdoğan, "Ders kitaplarımızda en iyi anlatılan konu bile birkaç sayfa bilgiden ibaret. E-kitapla öğrencinin araştırma yapmasını teşvik edeceğiz." dedi.

E-kitap adı verilen projede elektronik ortama taşınan kitapların, basılı kitaplardan üstün tarafları olacak.

Öğrenci, bu sayede derste işlediği konularla ilgili bilgi, fotoğraf, resim ve filmlere rahatlıkla ulaşabilecek. Proje hakkında bilgi veren Talim Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, işlenen ünitelerle ilgili bir kütüphanede bulunabilecek kadar bilginin e-kitapta olacağını anlattı. Erdoğan, "Ders kitaplarımızda en iyi anlatılan konu bile birkaç sayfa bilgiden ibaret. E-kitapla öğrencinin araştırma yapmasını teşvik edeceğiz." dedi.

 

Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, projenin faydalarını şöyle anlattı: "Çanakkale Savaşı konusu işlenirken e-kitaba giren öğrenci, savaşla ilgili çok sayıda fotoğrafa bakacak, filmler seyredecek. İsterse bir tuşa basarak konularla ilgili Anabritanica gibi ansiklopedilere de bakabilecek." Projeyle kütüphane dolusu bilgilerin öğrencinin ders kitabına girmesinin sağlanacağını belirten Erdoğan, "E-kitap çıkınca normal kitaplar kalkmayacak; ama öğrencinin araştırma yapmasına, sorgulamasına büyük imkan sağlanacak. Bu sayede çocuklar ev ödevleri hazırlamak için internet kafelere yönlendirilmemiş olacak. Çünkü ders kitabındaki bilgilerle çocuklar gerekirse powerpoint sunum bile hazırlama imkanı bulacak." dedi.

E-kitaplarda her ünite ve her konunun sonunda dersi anlayıp anlamadığını kontrol etmek amacıyla soru cevaplama sisteminin olacağını kaydeden Erdoğan, bu sayede öğrencinin dersi anlamadan başka bir konuya geçemeyeceğini vurguladı. E-kitapların 2007-2008 eğitim dönemine yetişmesi için Talim Terbiye Kurulu uzmanlarının çalıştığını bildiren Erdoğan, çalışmalar bittiğinde kitapların hem internet hem de CD ortamına aktarılacağını söyledi.

Kaynak: zaman.com.tr
 

GELECEĞİN 10 MESLEĞİ...

                           
 
 Gelişen teknoloji yepyeni meslekleri ortaya çıkarken, uzmanlar geleceğin 10 mesleğini şöyle gördü.

Trend's Journal dergisine göre geleceğin
en iyi işi, mağazalarda alışveriş ortamı yaratan deneyim tasarımcılığı...

 

Deneyim Tasarımcısı

Perakende sektöründe çalışan bu yetenekli kişiler özellikle mağazalara gelen müşterilerin etkilenmesi üzerine odaklanıyor. Bunun içine çekici duvar boyalarının kullanılması, pencerelerin doğru yerlere açılması giriyor. Mağazada belli bir atmosfer yaratılarak, satılmak istenen eşyanın müşteri gözünde çekici olması sağlanmaya çalışılıyor.

 

Tıbbi Araştırmalar

Tıp, senelerden beri en popüler meslekler listesinde ilk sıralarda... İnsan ömrü uzarken, Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklarla savaşmak için gerekli araştırmaları yapanlar ise, tıbbın en popüler isimleri.

 

Web Tasarımcısı

İnternet üzerinde kendine ait bir sitesi olmayan şirketler artık müşteriler tarafından yeterince ciddiye alınmıyor. O yüzden her şirketin, her organizasyonun kendine ait bir sitesi olması gerekiyor. Bu da web tasarımcılarının gittikçe daha büyük bir öneme sahip olmasını sağlıyor

 

İnternet Güvenliği

İnternet üzerinde kişisel bilgilerin çok rahat kullanılması yüzünden güvenlik programları, gelecekte bu işle uğraşanlara inanılmaz paralar kazandıracak.

 

Şehir Planlayıcısı

Nüfusun artması, şehirlerde hayatı zorlaştırıyor. Her türlü etkinliğin ve yerleşim bölgelerinin detaylı planlanmasını sağlamak zorlaşıyor. Bu yüzden dünya çapında birçok şehir yeniden planlanmaya ihtiyaç duyuyor.

 

Medya Promosyoncusu

Bu mesleği normal halkla ilişkilerle karıştırmamak lazım. Sadece dedikodu, kulaktan dolma bilgilerin yayılmasını sağlamaktan ibaret. Özellikle internet yeni çalışma alanları. Böylece bir ürün piyasaya çıkmadan bile genel tüketici tarafından tanınmış oluyor.

 

Yetenek Avcıları

Eğlence dünyasının ihtiyacı olan yeni yüzleri ortaya çıkarmak... Bu iş basit görünmesine rağmen birçok neslin eğlence kültürünün ve tüketim eğiliminin şekillenmesini de sağlıyor.

 

Satın Alma Ajanları

Özellikle büyük mağazaların nelere ihtiyacı olduğunu, hangi ürünlere raflarında yer vermesi gerektiğini, hangi ürünlerin yeterince müşteri bulamayacağını belirleyen kişiler...

 

Sanat Yönetmenleri

Işık, boya, kamera... Tüm bunları yönetebilen. Hem sanatçı bir kişilik hem de popüler kültüre eğilim gerektiriyor.

 

Haber Analistleri

İnternet muhabirler için yeni bir çalışma alanını da ortaya çıkardı. İnternet üzerinde yeni tartışma alanları, haber merkezleri kuruldu.

 

Kaynk:internethaber.com
 

ORMAN HAFTASI - KONUŞMA / YAŞANANLAR

 

 

SEVGİLİ ARKADAŞLAR!
 
Ormanlar bir ülkenin akciğerleri ve en büyük zenginlik kaynağıdır. Kullandığımız kalem, okuduğumuz kitap, yazdığımız defter, oturduğumuz sandalye, yemek yediğimiz masa ve daha saymakla bitiremeyeceğimiz yüzlerce ihtiyacımızı ormanlardan karşılarız. Bizim için orman, hava gibi, su gibi, ekmek gibi ihtiyaç duyduğumuz doğal kaynaklardandır.
 
Binlerce bitki, hayvan türünün yaşadığı ormanların faydalarını saymakla bitiremeyiz. Her orman birer oksijen ve yağmur fabrikası gibidir. Ormanlarını bilinçsizce tüketen ülkeler, sadece çölleşmekle kalmazlar, sahip oldukları en değerli şeyi ve en büyük doğal zenginliğini de kaybetmiş olurlar.
 
Ormanları korumak hepimizin görevidir. Ağaç dikerek yeni ormanlar oluşmasını sağlamalıyız. Ormanların en büyük düşmanları insanlardır. Tarla açmak için ormanı yok eden de, attığı sigara izmariti yada yaktığı ateşi söndürmeyip giderek koca bir ormanı yakıp kül eden de insandır.
 
Ormanların çoğaltılmasında bizlerin de katkısı olabilir. Orman işletmeleri ya da belediyelere müracaat ederek ağaçlandırma çalışmalarına katılabiliriz.
Saygı ve sevgilerimle hepinizi selamlıyorum!
 
(Ev ve Sınıf Etkinlikleri Antolojisi Kitabı)
 
ORMAN HAFTASI - YAŞANANLAR
 
İĞDE AĞACI
 
Atatürk, ağaçsız yurt topraklarından üzüntü duyardı. Aşağıda onun ağacı nasıl sevdiğini belirten bir yazı okuyacaksınız.
 
Atatürk tabiatı ve ağacı çok severdi. Ankara'daki Orman Çiftliğini boz topraktan ormanlık haline soktu. Ağaçların dikilişini, tutuşunu, büyüyüşünü adım adım kollardı. Akköprü tarafından Çiftlik'e giden yolun etrafındaki boş topraklar meyvelik olmuştu. Bir gün bu meyvelikten geçerken birdenbire şoförüne:
 
— Dur dedi.
 
Arabadan inerek orada bulunanlara:
 
— Burada bir iğde ağacı vardı, ne oldu? diye sordu. Kimse iğde ağacını bilmiyordu. Atatürk'ün biraz önceki neşesi kalmamıştı. Çünkü Çiftlik'in ilk çorak günlerinin yeşilliği sökülüp atılmıştı. Yol
boyunca hep iğde ağacını aradı.
 
— İğde, yaşlanmış ve çelimsiz bir ağaçtı. Fakat yaşıyordu. Baharda güzel kokular veriyordu, diye sızlandı.
 
Atatürk, İstanbul'daki büyük ağaçtan gördükçe:
 
— Bunlar da güzel ama, ben yapraklarının ve dallarının her yıl ne kadar büyüdüğünü gördüğüm ağaçlarımı seviyorum, derdi.
 
Vatanı yeşil ve bayındır görmek için çok çalıştı. Yalova'yı, Florya'yı o değerlendirmişti. Bursa'yı bir kaplıca şehri yapmak için uğraşıp durmuştu. Planlı Ankara onun fikri idi.
 
Çankaya'daki bahçesini yapan memur şu fıkrayı anlatmıştı.
 
Bahçeyi dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağaç Atatürk'ün geçeceği yolu kapıyordu. Ağacın bir yanı havuz, bir yanı dik bir yokuştu. Atatürk ağaca yaslanarak güçlükle karşı tarafa geçti. Atıldım,
 
— Emrederseniz hemen keseyim, efendim, dedim.
 
Yüzüme baktı:
 
— Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin? dedi.
 
Falih Rıfkı ATAY
(Babamız Atatürk)
 

 

 

 

ORMAN HAFTASI

 

 

Orman; hayvanların barındığı, çeşitli bitkilerin bulunduğu sık ağaç topluluklarıdır. Ormanda büyük ağaçlar, ağaççıklar, mantarlar, otlar, yüzlerce, binlerce bitki bir arada bulunur. Çam, sedir, köknar, ladin, ardıç, meşe, dişbudak, kayın, gürgen belli başlı orman ağaçlarıdır.
 
Ağaçlar ya kendiliğinden yetişir, ya da insanların ormana diktiği fidanlardan oluşur. Ormanın küçüğüne, ağaçların seyrek olduğu yerlere koru denir.
 
Eskiden yeryüzünün büyük bir bölümü ormanlarla kaplıydı. insanların bilgisizlikleri nedeniyle yok edilen ormanların yerini bozkırlar, çoraklaşan topraklar, çöller aldı.
 
İnsanlar her zaman ağaca ve ağaçtan yapılan çeşitli araç ve gereçlere gereksinme duymuşlardır. Ormanlar, ağaçlar, toprağın nemli kalmasını sağlar. Toprak kaymasını (erozyonu) önler, selleri durdurur. Ormanlar yörenin iklimim etkiler, yağmur yağmasını sağlar. Çok sıcakları, şiddetli soğukları önler. Ormanlar aynı zamanda av hayvanlarının barınağıdır.
 
Ormanlar bir ülkenin doğal güzellik ve zenginlik kaynağıdır. Öte yandan kullandığımız araç ve gereçlerin çoğu ağaçlardan yapılır. Evimiz, önümüzdeki masa, oturduğumuz sandalye, elimizdeki kalem, defterimiz, yaktığımız odun hep ağaç ürünleridir. Ayrıca ağaçlar endüstrinin birçok kollarında, boya sanayiinde, ilaç yapımında kullanılır.
 
Bize bu kadar yarar sağlayan, ülke ekonomisinde önemli yeri olan ormanları korumalıyız. Ağaç dikip, yeni ormanlar yetiştirilmesine yardımcı olmalıyız. Ormanlara en büyük zarar insanlardan gelir, insanlar orman işletmelerinden izin almadan, çıra yapmak, reçine çıkarmak için ağaçları yaralarlar. Tarla açmak, yerleşim yeri kurmak, hayvanlara otlak yeri açmak için ormanları yok ederler.
 
Ateşin söndürülmeden bırakılması sigaranın söndürülmeden atılması, koskoca bir orman alanının yanıp kül olmasına neden olur. Yanan ormanın yerine yenisinin yetiştirilmesine bir insanın ömrü yetmez.
 
Zararlı böcekler, kemirici hayvanlar, özellikle keçiler, ağacın yeni süren dal ve yapraklarını yiyerek ormanlara zarar verirler. Ormanlara zarar vermek, ceza yasalarımıza göre suçtur. Orman suçları bağışlanmaz suçlardandır.
 
Ülkemizde ormanların korunması, ağaçlandırma işleri cumhuriyet yönetiminin ilanından sonra ele alındı. Tarım ve Orman Bakanlığı kuruldu. Her ilde valiler başkanlığında orman yetiştirilmesi için bir kurul vardır. Bu kurul yörede ormanların korunması ve yeni ormanlar yetiştirilmesi için kararlar alır ve uygular. Her yıl Mart ayı içinde bir haftayı Orman Haftası olarak duyurur. Haftanın bir günü Ağaç Bayramı olarak kutlanır. Uygun alanlar ağaçlandırılır. Yeni ormanların yetiştirilmesi için çalışmalar yapılır.
 
Ormanların korunması, çevremizin ağaçlandırılması hem yurdumuzun, hem de dünyamızın önemli bir sorunudur. Bu nedenle 27 Mart Dünya Orman Günü olarak her yıl kutlanmaktadır.
 
Bizler de çevremizdeki ağaçların dallarım kırmayanın, fidanları sarsmayalım. Ağaçları zararlı hayvanlardan koruyalım. Yeni fidanlar dikelim. Bu etkinliklerimizi yaşam boyu sürdürelim.
 

« Önceki :: Sonraki »

Google
http://www.site

>